YENİ EĞİTİM YILININ VİZYONU OLUMLU ADIMLARDA İSTİKRAR, ÇÖZÜM ODAKLI
YAKLAŞIM OLMALIDIR
Eğitim-Bir-Sen olarak beklentimiz, 2026-2027 eğitim öğretim yılının,
eğitimin ve eğitim çalışanlarının sorunlarının yalnızca okulun ilk günü
konuşulup ardından unutulmadığı; kalıcı çözümlerin hayata geçirildiği,
ülkemizi geleceğe güven ve refah içinde taşıyacak nitelikli ve verimli
bir eğitim öğretim yılı olmasıdır.
Bu anlayışla yeni eğitim öğretim yılının eğitim çalışanlarımıza,
öğrencilerimize, velilerimize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor;
sorunların kalıcı çözüme kavuşturulmasını, güçlü ve büyük Türkiye
idealine ulaşmamızı sağlayacak eğitim politikalarının geliştirilmesini
ve uygulanmasını bekliyoruz.
PISA 2025’te elde edilen başarı, eğitime yapılan yatırımların ve
öğretmenlerin emek ve fedakârlığının bir sonucudur
Yeni döneme umutla bakmamızı sağlayan gelişmelerin başında PISA 2025
sonuçları gelmektedir. Türkiye’nin fen bilimleri, okuma becerileri ve
matematik alanlarında ortaya koyduğu başarı, son yıllarda eğitime
yapılan yatırımlar kadar öğretmenlerin emeğinin, gayretinin ve
fedakârlığının da bir sonucudur. PISA 2025’te elde edilen bu başarıda
büyük pay sahibi olan öğretmenlerimizi takdir ediyor, ortaya koydukları
emek ve özveri için kendilerine teşekkür ediyoruz.
Bu memnuniyet verici tabloya rağmen PISA 2025 sonuçları, bölgeler ve
okul türleri arasındaki başarı farklarının arttığını da göstermekte ve
eğitimde eşitsizliğin giderilmesi adına daha atılması gereken çok sayıda
adımın varlığını ortaya koymaktadır.
PIKTES istihdamı mülakat mağduru öğretmenler için önemli bir çözüm adımı
oldu
Mülakat mağduru öğretmenlerin atama taleplerinin karşılanması ve
mağduriyetlerinin PIKTES öğretmen alımı süreci üzerinden üretilen
çözümle gideren Millî Eğitim Bakanlığı takdiri hak etmektedir. Yine
iller arası mazerete bağlı yer değişikliğinde ikinci bir hak tanınması
ve 2023’te atanan sözleşmeli öğretmenlere yer değişikliği imkânı
verilmesi de eğitim çalışanlarının beklentilerine karşılık veren,
yerinde bir adım olmuştur. Ancak öğretmen açığı, öğretmen istihdamının
bölgeler arası dengesiz dağılımı, iş güvencesiz ücretli öğretmen
istihdamı, çalışma barışını ve iş motivasyonunu bozan sözleşmeli
öğretmenlik, yer değişikliği taleplerinin karşılanamaması, kariyer
basamaklarına esas hizmet süresi tespitindeki eksiklikler, ek ders
ücretlerinin yetersizliği, okul yöneticiliğinin kariyer mesleği yerine
ikincil görev olarak yürütülmeye çalışılması, gittikçe büyüyen norm
kadro fazlası personel sorunu, norm kadro fazlası personelin sürekli yer
değişikliğine tabi tutulması, okulların güvenlik görevlisi, yardımcı
personel ve bütçe sorunu ile şiddet gibi konularda beklentileri
karşılayan adımlar hâlâ atılmış değildir.
Görüldüğü üzere, eğitimde vakit kaybına tahammülü olmayan ve yapılması
gereken çok iş, çözüme kavuşturulmayı bekleyen onlarca sorun
bulunmaktadır. Bu sorunların ertelenmeden çözülmesi, öğretmenlerin ve
eğitim çalışanlarının işlerinin başına motivasyonu yüksek ve çalışma
şartları iyileştirilmiş şekilde gitmelerini sağlayacak adımların
atılması, ülkemizin geleceği için olmazsa olmazdır.
Yetkililer, eğitim çalışanlarının beklentilerini karşılamalı ve çalışma
şartlarını iyileştirecek politikaları hayata geçirme gayretinde
olmalıdır.
Yeni eğitim öğretim döneminde, eğitim çalışanlarının sorunlarının
çözümünün aynı zamanda eğitimin sorunlarının çözümü olduğu gerçeğinden
hareketle sorunlara çözüm üreten kalıcı ve kararlı adımlar üretilmesi
çağrısında bulunuyoruz.
Eylem kararı almamıza neden olan zorlama ve dayatmalardan
vazgeçilmelidir
Sendika olarak, yeni eğitim öğretim yılında, eğitim çalışanlarının kamu
hizmetinin saygınlığına ve devlet memuru vakarına uygun olmak kaydıyla
kendi belirleyecekleri kılık kıyafetle görevlerini yerine getirmelerine
yönelik eylem kararı yeniledik. Bununla birlikte, eğitim çalışanlarının
proje görevi, ev, kurum ziyareti, öğrenci, veli ziyareti, öğrenci
koçluğu, adli kurumlarda icap görevi, sosyal çalışmacı
görevlendirmeleri, servis kontrolü, okul dışı nöbet görevi gibi ücreti
ödenmeyen ve öğretmenlik mesleğinin görev tanımında bulunmayan
çalışmalara ancak gönüllülük esasına göre istemeleri hâlinde
katılmalarına; nöbet görevinin haftada bir gün yerine getirilmesine,
ücreti ödenmeyen ikinci nöbet görevinin yerine getirilmemesine ilişkin
eylem kararlarımız da sürmektedir.
Hafta içi mesai saatleri sonrasında ve hafta sonları katılımın zorunlu
tutulduğu kurs, seminer, çalıştay, toplantı, gezi, tören, program ve
benzeri nitelikteki mesleki çalışmalara katılmama; ‘Öğrenci Gelişim
Raporları’nı ortaokul ve liselerde gönüllülük esasına göre istemeleri
hâlinde gerçekleştirmelerine ilişkin eylem kararlarımız da yeni eğitim
öğretim döneminde devam etmektedir.
Bakanlık, öğretmenlik mesleğinin bir parçası olmayan ve yasal
dayanakları bulunmayan bu sorun alanlarına zorlama ve dayatmalarla
değil, yapıcı, sürdürülebilir, kapsayıcı ve kabul edilebilir çözüm
önerileriyle yaklaşmalıdır.
“4+4+4” zorunlu eğitim sistemi tüm yönleriyle Millî Eğitim Şûrası’nda
ele alınmalıdır
Eğitim-Bir-Sen olarak gerçekleştirdiğimiz Türkiye’de Zorunlu Eğitim
Sistemi’ne Yönelik Saha Araştırması, zorunlu eğitim sisteminin son 4
yılının yeniden ele alınmasına ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Zorunlu eğitim süresi, toplumun beklentileri ve hayatın gerçekleriyle
uyumlu hâle getirilmeli; esnek ve modüler yapıya sahip ortaöğretim
modelleri üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Bu alanda atılacak her adım,
geliştirilen politikalar ve uygulanacak planlar, eğitimin paydaşlarıyla
ve toplumun geniş kesimini içine alacak şekilde çok boyutlu, mağduriyet
üretmeyecek, hak kayıplarına neden olmayacak, kuşatıcı ve kapsayıcı
olacak şekilde tasarlanmalıdır.
Bu çerçevede, “4+4+4″zorunlu eğitim sistemini ve değişiklik taleplerini
ele alacak özel bir Millî Eğitim Şûrası toplanmalıdır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin aksayan yönleri tespit edilerek sorun
alanları giderilmelidir
Öğrencilerin bütüncül gelişimine özel önem veren bir anlayışı yansıtan
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kavramsal becerileri, eğilimleri, alan
becerilerini, sosyal-duygusal öğrenme becerilerini Erdem-Değer-Eylem
modeli üzerinden ele almasıyla geçmiş müfredattan bir kopuş kadar
milletin değerleri ve toplumun beklentileriyle barışık geleceğe dönük
bir müfredat anlayışını temsil etmektedir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulama sürecinde karşılaşabilecek
zorlukların giderilmesi için müfredatın yapısal bileşenlerinde de bazı
sadeleştirmelerin yapılması gerekmektedir. Bu müdahaleler, öğretmenlerin
ve öğrencilerin modeli daha etkin bir şekilde benimsemesini ve
uygulamasını sağlayacaktır. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği ve arzu
edilen hedeflerin gerçekleştirilebilmesi, öğretmenlerin sürekli
desteklenmesine, hizmet içi eğitimin yaygınlaşmasına ve kapsayıcılığının
artmasına, öğretmene yardımcı araçların geliştirilmesine bağlıdır.
Eğitim çalışanlarının ücretlerindeki kayıplar ivedilikle telafi
edilmelidir
Enflasyonist ortamın alım gücünü düşürdüğü, ekonomik toparlanma ve
gelişmenin sabit gelirlilerin cebine yansımadığı süreç, eğitim
çalışanlarının ve kamu görevlilerinin hayat şartlarını
ağırlaştırmaktadır. Eğitim çalışanlarının ve kamu görevlilerinin alım
gücündeki erimeyi telafi edecek gerçek bir iyileştirme ivedilikle hayata
geçirilmelidir.
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması vesilesiyle bir defa daha çağrıda
bulunuyoruz: Öğretmenin, eğitim çalışanlarının, memurun ve emeklinin
enflasyon yükü, seyyanen zamla giderilmelidir. Enflasyon beklentisi,
artan enflasyona göre güncelleniyorsa maaş ve ücretler de güncellenmeli,
kayıplar telafi edilmelidir.
Orta Vadeli Program’da (OVP) planların şaştığı, yeniden revize edildiği
bir dönemde eğitim çalışanlarının ücretleri de revize edilmeli, aile
dostu vergi politikaları hayata geçirilmeli, gelir vergisi memurlar için
yüzde 15’e sabitlenmeli; ilave olarak evliler için yüzde 2,5, her çocuk
için yüzde 2,5 düşürülerek, 3 çocuk olduğunda gelir vergisi toplam 10
puan aşağı çekilmelidir.
Şiddetin iş güvenliği sorununa dönüşmemesi için ilgili kurumlar arası iş
birliği ve koordinasyon sağlanmalıdır
Okullarda giderek artan şiddet, münferit olaylar olmaktan çıkmış,
doğrudan bir iş güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Eğitim çalışanlarına
yönelik her saldırı, geleceğimizi karartmakta, eğitim ortamını
zehirlemekte ve toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Bu nedenle eğitimde
şiddet, üzerine kararlılıkla gidilmesi ve etkili, önleyici ve caydırıcı
tedbirlere başvurulması gereken bir sorun olarak ele alınmalıdır.
Ülkemizin ve insanımızın selameti için bu mesele bütün yönleriyle ele
alınmalı, alınan mevcut önlemler gözden geçirilmelidir. Eğitim hakkını
korumak, eğitim ortamında güvenliği ve huzuru sağlamak için öğrenci
disiplin yönetmeliği daha fazla zaman kaybedilmeden yenilenmelidir.
Hiyerarşik ve ötekileştirici yapılar üreten dijital ve sanal medya
platformlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde
araştırılmalı; ‘oyun’ adı altındaki bu sinsi platformlarla etkin
mücadele yürütülmelidir. Çocukları ve gençleri şiddete özendiren ve
ahlaki yozlaşmaya sebep olan sosyal medya içeriklerine karşı her türlü
tedbir alınmalı ve yetkililer bu konuda teyakkuza geçmelidir.
Ailelerin çocuk gelişimi, dijital riskler ve davranış yönetimi
konularında destekleneceği sürekli eğitim mekanizmaları
oluşturulmalıdır.
Eğitimde şiddetle mücadelede olay sonrası müdahale yerine önleyici ve
erken müdahale yaklaşımı esas alınmalıdır. Okul, sosyal hizmetler,
sağlık ve güvenlik birimlerinin birlikte çalışacağı entegre erken uyarı
sistemleri kurulmalıdır.
Öğretmenlerin sınıf yönetimi, kriz yönetimi ve şiddetle baş etme
becerilerini güçlendirecek uygulamalı eğitimler yaygınlaştırılmalıdır.
Öğrencilerin aidiyet duygusunu güçlendiren sosyal, kültürel ve sportif
faaliyetlere önem ve ağırlık verilmelidir. Dijital ortamlarda şiddeti
teşvik eden içeriklere yönelik daha hızlı ve caydırıcı düzenlemeler
hayata geçirilmelidir. Eğitimde şiddetle mücadele, okul merkezli ancak
okul ile sınırlı olmayan, tüm kurumların sorumluluk üstlendiği bir
yaklaşımla ele alınmalıdır.
Rehber öğretmen açığı tamamlanmalıdır
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık uygulamaları, öğrencilerin akademik,
psikolojik, sosyal, fiziksel gelişimlerinin desteklenmesi bakımından
önem arz etmektedir. Bu hizmetler sayesinde okula devamsızlık ve okul
terklerinin azaldığı; şiddet, akran zorbalığı, siber zorbalık ile madde
ve teknoloji bağımlılığı gibi günümüz çocuklarının hayatlarında giderek
artan sorunlara karşı profesyonel müdahalelerin etkili biçimde
uygulanabildiği görülmektedir.
Bu doğrultuda her bir okulumuzda öğrencilerin, rehberlik ve psikolojik
danışmanlık hizmetlerine erişimleri sağlanmalıdır. Öğrenci sayılarına
bakılmaksızın her bir eğitim kurumuna bir rehber öğretmen normu
verilmeli, okullardaki rehberlik hizmetleri artırılmalıdır.
Eğitimde kadrolu istihdam esas olmalıdır
Mevcut eğitim sisteminin daha nitelikli hâle getirilmesinin ve
okullar/bölgeler arasındaki kalite farkının kapatılmasının yolu,
öğretmen açığının kapatılmasından ve sınıflarda sadece kadrolu
öğretmenlerin bulunmasından geçmektedir.
İhtiyaç olmasına rağmen yeterli atamanın yapılmamasının, yeterli aday
bulunduğu hâlde atamanın yapılarak ihtiyacın karşılanmamasının izahı
bulunmamaktadır. ‘Önce eğitim’ iradesiyle çelişen bu duruma son
verilmelidir. Öğretmen ataması, ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılmalı,
emek sömürüsü niteliğindeki ücretli öğretmenlik uygulaması kaldırılarak,
ücretli öğretmene ihtiyaç duyulan okul ve sınıflardaki öğretmen açığı,
kadrolu öğretmen atamasıyla giderilmelidir.
Öğretmenlerin anayasal haklarını sınırlayan, aile bütünlüğünü bozan,
öğretmenlik mesleğini ve öğretmenin itibarını zedeleyen sözleşmeli
öğretmenlik uygulaması kaldırılmalı, sözleşmeli öğretmenler kadroya
geçirilmelidir. Sözleşmeli öğretmenlere, kadroya geçirilme sürecine
ilişkin kalıcı bir düzenleme yapılması beklenmeksizin mazerete ve isteğe
bağlı yer değişikliği hakkı başta olmak üzere kadrolu öğretmenlere
tanınan haklar verilmelidir.
3600 ek gösterge sözü yerine getirilmelidir
Kamu personeli arasındaki çalışma barışının ve iş huzurunun sağlanması
için, kamu personel rejiminde kademe/derece ilerlemesi ile ek göstergeyi
irtibatlandıran bir süreç hayata geçirilmeli, her bir kadro ünvanının
birinci dereceye yükselebilmesi sağlanmalı ve birinci dereceye erişen
kamu görevlilerinin ek göstergeleri en az 3600 olmalıdır. Buna ilişkin
toplu sözleşmede karar altına alınan yasal düzenleme çalışması
ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Öğretmenlerin yer değişikliği sürecindeki aksaklıklar giderilmelidir
Öğretmen atama ve yer değiştirme iş ve işlemlerinde eğitim öğretim
faaliyetlerini sekteye uğratacak düzeydeki tasarım eksiklikleri,
öğretmenlerin yer değişikliği taleplerinin karşılanamamasına,
mağduriyetlerin yanı sıra çalışma barışının bozulmasına ve motivasyon
kaybına neden olmaktadır. Dezavantajlı ve elverişsiz şartların hüküm
sürdüğü yerleşim yerlerinde görev yapan eğitim çalışanlarına yönelik
gönüllülüğü esas alacak tedbirler alınmalı, makul ve kalıcı bir atama ve
yer değiştirme sistemi kurulmalıdır.
Bakanlık, norm kadro esaslarının bölge/okul bazlı esnek hâle
getirilmesi, kariyer basamaklarında pozitif ayrımcılık gibi uygulamaları
bir arada yürütmek suretiyle esnek çözümler geliştirmelidir.
Resen atamalar tümüyle kaldırılmalıdır
Bakanlık, resen atamaların oluşturduğu sosyal maliyeti ve mağduriyeti
görmelidir. Ailelerinden, evlerinden kilometrelerce ötedeki okullara ve
ilçelere resen atanan öğretmenlerin bu mesafede seyahat etmelerinin hem
zaman hem de maliyet bakımından ağır bir yük oluşturacağı, ulaşım
süresinin uzunluğu nedeniyle aile hayatının sekteye uğrayacağı ve bu
durumun aile birliğini fiilen zedeleyeceği unutulmamalıdır.
Geçen yıllarda norm kadro fazlası öğretmenlerin resen atama işlemlerine
karşı açtığımız davalarda verilen kararların, kararlardaki gerekçelerin
dikkate alınması, çok sayıda mağduriyetin önüne geçecektir. Bakanlık,
resen atama işlemlerinde acele etmemeli, mağduriyetleri ve hak
kayıplarını önleyecek tedbirler almalıdır.
İstihdamda güçlük çekilen bölgelerde cezbedici yöntemler hayata
geçirilmelidir
Bazı bölgelerde kalıcı öğretmen istihdamının sağlanamamış olması,
bölgeler arası başarı farkının ve eğitimde eşitsizliğin sebeplerinden
biri olmaya devam etmektedir. Öğretmen açığını kapatmak amacıyla zorunlu
hizmet yükümlülüğü ve üç yıl zorunlu çalışma süreli sözleşmeli öğretmen
istihdamı getirilmiş olsa da bu uygulamaların soruna kalıcı bir çözüm
getirmediği görülmektedir. Toplu sözleşme taleplerimiz arasında yer alan
‘eğitimcilere, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapmaları hâlinde
illerin mahrumiyet durumlarına göre yüzde 10 ila yüzde 90 puan arasında
ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi’ hem istihdamda zorluk çekilen
bölgelerin eğitim çalışanı açığının kapatılması hem de bölgenin
zorluğuna göre eğitim çalışanının yaşadığı mağduriyeti gidermesi
bakımından elzemdir.
Eğitim kurumu yöneticiliği profesyonel bir meslek olarak
yapılandırılmalıdır
Eğitim yönetiminde temel sorun, yönetici seçme ve atamada belirsiz ve
kestirilemez politikaların izlenmesi, uzun vadeli bir perspektifin
oluşturulamaması, neticede kalıcı bir modelin inşa edilememesidir. Bir
eğitim kurumuna öğretmen olarak atanabilme yeterliliğine sahip olmak, o
kuruma yönetici olarak atanabilmenin birinci şartı olmalı, eğitim kurumu
yöneticiliği ikinci görev kapsamından çıkarılmalı, bu önemli vazife
görevlendirme ile değil kadrolu olarak yürütülmelidir. Eğitim kurumu
yöneticiliğine atama/görevlendirmenin yazılı sınav puanı ile nesnel
kıstaslara dayalı mesleki çaba ve başarı ölçümü üzerinden
gerçekleştirileceği bir sisteme ihtiyaç bulunmaktadır.
Ek ders esaslarındaki ücret dengesizliği giderilmeli, ek ders birim
ücreti artırılmalıdır
Ek ders esaslarında ücret dengesizliğine ve mağduriyete neden olan
hükümler, uzun bir zaman geçmesine rağmen hâlâ değiştirilmemiştir. 2006
yılından bu yana ek ders ücretlerine esas gösterge rakamlarında hiçbir
değişiklik yapılmamıştır.
Öğretmenlerin branşlarına göre ek ders ücretlerindeki adaletsizlik, okul
türlerine göre yöneticilere verilen ve izahı mümkün olmayan ek ders
ücreti farklılıkları giderilmeli, ek ders birim ücretleri en az iki kat
tutarında artırılmalıdır.
Öğretim yılına hazırlık ödeneği tüm eğitim çalışanlarına ödenmelidir
657 sayılı kanunun ek 32. maddesine göre ödenmekte olan öğretim yılına
hazırlık ödeneği, öğretmenlerle birlikte eğitim öğretim hizmetlerinin
yürütülmesinde emek sarf eden Millî Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra
teşkilatı kadrolarında görevli tüm hizmet sınıflarındaki eğitim
çalışanlarına da ödenmelidir.
Görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları yapılmalıdır
Son görevde yükselme sınavının yapıldığı 2026 Mart ayından bu yana sınav
tarihinin üzerinden geçen zaman zarfında değişik sebeplerle görevde
yükselme ve ünvan değişikliği kapsamındaki kadrolar açısından çok sayıda
münhal kadro meydana gelmiştir. Yine 2021 yılından bu yana Bakanlıkça
ünvan değişikliği sınavları yapılmamaktadır. Bu durum, görevde yükselme
ve ünvan değişikliği sınavlarının gerçekleştirilmesi ve buna dayalı
atamaların yapılması konusunda Bakanlık çalışanları arasında haklı ve
yerinde bir beklenti oluşturmuştur.
Nitekim Eğitim-Bir-Sen olarak Kurum İdari Kurulu toplantılarında
“Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği sınavları ivedilikle
gerçekleştirilmeli ve en geç iki yıllık periyotlarla yinelenmelidir”
yönündeki talebimizi dile getirmiştik. Son Kurum İdari Kurulu Çalışma
Raporunda talebimiz kabul edilerek gerekli çalışmaların Personel Genel
Müdürlüğü tarafından başlatılması kararı alınmıştır. Bu nedenle, Millî
Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında norm kadro açığı ile
hizmet gereklerine göre belirlenen münhal kadrolar için görevde yükselme
ve ünvan değişikliği sınavları açılmalı ve sınav takvimi ivedilikle ilan
edilmelidir.
Hizmetli ve memurların mali hakları iyileştirilmelidir
Eğitim öğretim hizmetinin aksamadan yürütülmesi için emek sarf eden
genel idare hizmetleri, teknik hizmetler, yardımcı hizmetler ve diğer
hizmet sınıflarında çalışanların mali ve özlük hakları iyileştirilmeli;
eğitim öğretim sınıfı çalışanlarına tanınan haklar kendilerine de
tanınmalıdır. Bununla birlikte, yardımcı hizmetler sınıfı çalışanlarının
görev tanımlarındaki belirsizlik ortadan kaldırılmalı; aşçılar THS’ye,
bütün YHS çalışanları ise GİH sınıfına geçirilmelidir.
Hizmetli ve memur gibi personelin görev tanımları bulunmamaktadır.
Hizmetli kadrosunda görev yapan eğitim çalışanlarının en önemli sorunu,
çalışma saatlerinin belirsizliği ve yapmakla yükümlü oldukları işlerin
net olarak tanımlanmamasıdır. Memur ve hizmetlilerin görev tanımları
yapılmalı, “Yöneticilerin verdiği diğer görevleri yapar” şeklindeki
ifadelerin yer aldığı mevzuat hükümleri değiştirilmelidir.
İkili eğitim yapan kurumlar başta olmak üzere, eğitim kurumlarında
hizmetli kadrolarında görev yapanlar, haftada 40 saatin üzerinde
çalışmasına rağmen, kendilerine fazla çalışma ücreti ödenmemekte; eğitim
kurumunda çoğu durumda tek hizmetli olduğundan, personel yetersizliği
gerekçe gösterilerek fazla çalışma karşılığı izin hakkından da
faydalanamamaktadır. Personele haftalık 40 saati aşan çalışmalarının
karşılığı fazla çalışma ücreti ödenmesi ya da personel yetersizliği
gerekçesine sığınılmadan fazla çalışma karşılığı izin hakkından
faydalanmalarının sağlanması yönünde düzenleme yapılmalıdır.
Şube müdürlerinin ve şeflerin sorunları çözülmelidir
Şube müdürü ve şefler başta olmak üzere, yönetim hizmetleri kadro
grubuna, görev, yetki ve sorumluluklarının genişliğiyle uyumlu olmayan,
yetersiz özlük hakları verilmiştir. Şube müdürleri ve şeflerin özlük
hakları, sorumlulukları ekseninde iyileştirilmeli, rotasyondan
kaynaklanan sorunlar çözülmelidir.
Eğitim-öğretim hizmeti sınıfı kökenli şube müdürlerine ilave özel hizmet
tazminatı getiren düzenleme yerinde olsa da bu eğitim çalışanlarının
kariyer basamaklarından faydalanamamaları nedeniyle uğradıkları kayıp ve
mağduriyeti gidermemektedir. Öğretmen ünvanını ihraz etmiş bütün eğitim
çalışanları kariyer basamakları kapsamında ünvan ve mali haklarını elde
edebilmelidir.
İlave özel hizmet tazminatı düzenlemesinde GİHS kökenli şube
müdürlerinin uğradığı mağduriyeti yargıya taşımıştık. Aynı işi yapan
aynı ünvanlı personel arasında mali haklarda ayrımcılık ve eşitsizlik
kabul edilemez.
Okullarda yardımcı personel sorunu palyatif çözümler yerine kadrolu
istihdamla çözülmelidir
Eğitim öğretimin sağlıklı ve uygun bir ortamda yürütülmesi, ihtiyaçların
yeterli ölçüde ve zamanında karşılanmasıyla mümkündür. Bu bağlamda
okullarda temizlik, güvenlik gibi hizmetleri yürüten yeterli sayıda
yardımcı personelin varlığı olmazsa olmazdır. Okulların yardımcı
personel ihtiyacı kadrolu memur statüsünde personelle
karşılanamadığından, vazgeçilemez nitelikteki hizmetler, okul-aile
birlikleri tarafından yapılan veya İŞKUR yönetimindeki geçici istihdam
programlarıyla yürütülmeye çalışılmaktadır. Ancak İşgücü Uyum
Programı’nın (İUP) iş güvencesinden yoksun, adil ve yeterli bir gelir
getirmeyen, sosyal güvencesiz bir çalışma biçimi olduğu; bu hâliyle
okulların personel ihtiyacına kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm
sunmadığı görülmektedir. Okullar açıldığı hâlde, çok sayıdaki okulun
yardımcı personel ihtiyacı konusundaki belirsizlik giderilebilmiş
değildir.
Sınıf ve öğrenci sayısı, personel sayısı, büyüklük gibi kıstaslar esas
alınarak, ivedilikle her okula münhasır bir ödenek tahsis edilmeli;
okulların yardımcı personel ihtiyacı ya doğrudan giderilmeli ya da bu
konuda kaynak aktarımı yapılmalıdır.
Eğitim yöneticilerinin kariyer basamaklarına yönelik haklı ve yerinde
beklentileri karşılanmalıdır
Millî eğitim uzmanı, bakanlık müfettişi, il millî eğitim müdürü ve
yardımcısı, ilçe millî eğitim müdürü, araştırmacı, şube müdürü, eğitim
müfettişi, eğitim müfettiş yardımcısı, şef ve eğitim uzmanı kadrolarında
görev yapanlardan aranan hizmet süresini tamamlayanlara da uzman
öğretmenlik, başöğretmenlik ünvanına dayalı haklar tanınmalıdır. Yine
öğretmen ünvanını ihraz etmiş olmalarına rağmen fiilen öğretmenlik
yerine başka görevlerde görevlendirilen öğretmenlerin de uzman
öğretmenlik, başöğretmenlik ünvanına dayalı haklarını almaları
sağlanmalıdır.
Proje okullarında yönetici görevlendirme ve öğretmen atama süreçleri
mağduriyet üretmemelidir
Özel program ve proje uygulayan eğitim kurumlarına öğretmen ataması ve
yönetici görevlendirme süreci Millî Eğitim Bakanlığı’nın takdirine
dayalı olarak yapılmaktadır. Ancak, bu okullarda görev yapmakta olan çok
sayıda öğretmen ve yönetici adayının tercihte bulunmasına rağmen söz
konusu eğitim kurumlarına atamalarının ve görevlendirilmelerinin
yapılmadığı görülmüştür.
Öğretmen ve yöneticilerin bahse konu okullarda görevlerini başarıyla
yürütmelerine rağmen başarısızlık, yetersizlik ya da disiplin cezası
gibi somut bir gerekçe ortaya konulmadan atama ve görevlendirme
taleplerinin yerine getirilmemesi bir hak ihlalidir.
Öğretmen açığının giderilmesi kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan
öğretmen ve kamu personellerini ekonomik desteğin sağlanması Ulaşım ve
barınma desteğinin verilmesi başarılı öğretmenlerin başarılarının sıcağı
sıcağını takdir edilmesi.
Bu sebeple görevleri sona eren öğretmen ve yöneticilerin atanacakları
eğitim kurumlarının, tercihleri doğrultusunda belirlenmesi bu ihlalin
önüne geçecektir. Proje okullarında takdir yetkisine dayanan
tasarruflarla öğretmenler mağdur edilmemelidir.