Hayatın hengâmesinde bazen en büyük kahramanlar, en çok alkışı hak edenler en sessiz yaşayanlardır…
Yıllardır izliyorum, konuşuyorum, dinliyorum… Toplumun içinde sessizce yürüyen, ama omuzlarında koca bir dünyanın yükünü taşıyan görünmez kahramanlar var: Doğunun İnşaatçıları… Ekmek paralarının tek kaynağı helal alın teri…
Kazandıkları her kuruşun içinde bilek gücü, sırt teri, yürek acısı var. Ekonomik kaygıları umursamayacak kadar güçlü değiller belki; ama duruşlarıyla, onurlarıyla, temiz kazançlarına gölge düşürmeyen yürekleriyle bağımsız yaşıyorlar. Onlar için yolculuklar hiç bitmez. Bir sabah sessizce evden çıkar, şehrin, ülkenin, bazen memleketin bile ötesine giderler.
Çocukları büyürken yüzlerini unutur, eşleri geceleri yastığa sessizce gözyaşı döker, anneleri her telefon çaldığında yüreğini tutar. Baba sesi telefonda titrer:
— “Oğlum nasıl oldun? Okula başladın mı?”
Bir çocuğun cevabı çözülür uzaklardan:
— “Baba seni çok özledim… Ne zaman geleceksin?” Baba gözyaşını gizlemek için gökyüzüne bakar:
— “İnşaat bitsin, söz geliyorum…” Ama herkes aynı şansı bulamaz.
Kimisi aylarca dönemez, kimisi sadece bayramda dönebilir, kimisi bir inşaat kazasında bir daha hiç dönemez…
Bir beton parçası düşer, bir iskele kırılır, bir hayat sessizce biter.
Geride bir çocuk sorar:
— “Babam neden gelmedi?”
Başka bir çocuk cansız bir fotoğrafı öper:
— “Babam böyle gülüyordu…” Bana göre eğer bu dünyada bir devrimci varsa o da inşaatçılardır.
Devrim demek sadece kürsülerde kalabalıkları ateşlemek midir?
Yoksa evine, ocağına, ailesine sahip çıkmak için gün doğmadan yola düşüp, o halkı görmeye bile fırsat bulamadan rızkının peşinden koşan, helal ekmeği için nasır tutmuş ellerle savaşan mıdır devrimci? Gerçek devrim, sloganlarda değil;
çocuklarına bir lokma ekmek götürmek için verilen mücadelededir.
Bu mesleğin en hüzünlü yanıdır:
Kendi evi soğukken başkasının evini sıcacık yapmak için çalışırlar.
Kendi çatısı akarken başkasının çatısını tamir ederler.
Kendi çocukları babasız uyurken, başkalarının çocukları sıcak bir yuvada mışıl mışıl uyur. Bir inşaat ustası demişti:
— “Biz hep bir başkasının hayatını kurarız. Kendimize sıra gelince ömür biter.”
İnşaatçılar kadar onurlu, helal, gururlu bir meslek var mı bilmem…
Tırnaklarıyla tutunurlar hayata, ellerinin nasırında alınlarının aydınlığı vardır.
Onlar süslü odalarda konuşmazlar, kürsülerde poz vermezler, ama bu ülkenin taşını, çimentosunu, emeğini ayakta tutarlar. Belki onları kimse tanımaz,
Belki manşetlere çıkmazlar,
Ama onlar gerçek kahramanlarıdır.
Bir gün bir baba çocuğunun elini tutup eve döndüğünde,
O evin ışığı en çok o gün yanar… Helal kazançla, alın teriyle, gurbetin yükünü omzunda taşıyan bütün inşaatçılara saygıyla…
Allah yollarını açık, kazalarını uzak kılsın.
Her gidişleri dönüş olsun…  İnşaatta Hayatını Kaybeden, İnşaat Şehidi Ömer Yıldız olmak üzere, inşaat alanında hayatını kaybeden tüm şehidlere Allahtan Rahmet diliyorum…
— Gazeteci / Yazar: Hüseyin ARSLAN ️