_ _15 TEMMUZ’DA VATAN VE MİLLET DÜŞMANLARINA İZİN VERMEDİK, VERMEYECEĞİZ
15 Temmuz, bin yıldır millet varlığımızı imha etmeyi başaramayan derin
emperyalist yapıların, içerideki işbirlikçi uşakları olan Fetullahçı
Terör Örgütü’nü (FETÖ) harekete geçirerek bir darbe girişimiyle
başlattıkları işgal saldırısıdır.
Doğal olarak içinde her türlü yalanı, caniliği, hunharlığı, hainliği,
ihaneti barındıran bu saldırı, elbette dönemin seçilmiş iktidarını ama
asıl doğrudan milleti ve devleti yok etmeyi amaçlamıştır. Bugün
üzerinden 10 yıl geçen 15 Temmuz 2016 tarihi, işbirlikçi hain
saldırıların, canımız pahasına destansı bir direnişle bozguna
uğratıldığı zorlu ama istiklâl ve istikbalimiz adına bir o kadar şanlı,
şerefli bir direnişin tarihe altın harflerle yazıldığı bir gündür.
Türkiye, küresel emperyalizmin bölgesel hesaplarını bozan başarılı
atılımları sebebiyle, art arda sahneye konan yıkıcı, bölücü saldırıların
hedefi yapılmıştır. Asırlardır millet varlığımıza dönük bölücü, yıkıcı
çalışmalar, yakın geçmişimizde Gezi Kalkışması, 17-25 Aralık yargı
darbesi girişimi, MİT TIR’larına yapılan operasyonlar gibi sahneye peş
peşe konan saldırılardan sonuç alamayan küresel şebekeler, son çare
olarak 15 Temmuz’da kanlı bir darbe ile işgal girişimi başlattılar. Dış
bağlantıları açık olan bütün terör örgütleri, iğrenç bir ihanet
ortaklığı ile ansızın her cepheden bütün güçleri ile saldırıya geçti.
Birçoğu devletin güvenlik birimlerine sızmış FETÖ üyeleri, bu darbe
teşebbüsünde 35 uçak, 37 helikopter, 246 tank ve zırhlı araç, 3 gemi
3992 otomatik tüfek kullanarak devletin temel kurumlarına saldırmış,
açtıkları ateşle direnen halkın üzerine ölüm yağdırmışlardır.
Genel kurul çalışırken millet hâkimiyetinin ve iradesinin tecessüm
ettiği merkez olan Meclis binası roketlerle vurulmuştur. Yani darbeciler
doğrudan milli iradeyi hedef almışlardır. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi
makineli tüfek ve füze atışlarıyla vurulmuş, o sırada Marmaris’te
bulunan sayın Cumhurbaşkanına ölüm timleriyle doğrudan suikast saldırısı
yapılmıştır. Genelkurmay, MİT, Polis Özel Hareket Başkanlığı, Türksat ve
Boğaz Köprüsü bomba ve füzelerle vurulmuş, TRT işgal edilmiş, Boğaz
Köprüsü, özellikle büyük şehirlerin meydanları, namlusu halka çevrilmiş
tanklarla kapatılmış, onuru, namusu ve var oluşu ile özdeştirdiği
vatanına, iradesine sahip çıkmak için darbecilere direnen halka
acımasızca ateş açılmış, katliam yapılmıştır. Akşam karanlığıyla
başlayan hareket, gecenin kanlı bir şafakla aydınlandığı sabahın ilk
saatlerine kadar destansı bir direnişle sürdü. İlk gün 248 olan şehit
sayısı haftası olmadan 260’a çıkmıştır. FETÖ Terör Örgütünün 15
Temmuz’da kalkıştığı ihanet, bir darbe girişimi olmasının çok ötesinde
açık bir işgal hareketidir.
Eğitim-Bir-Sen olarak, temsil ettiğimiz asli mesuliyetimizin gereği, bu
zorbalığın karşısına sadece sosyal medyada değil, alanlara, sokaklara
inerek fiilen karşı çıktık. Söz konusu vatan olunca hiçbirimiz bir
saniye bile tereddüt etmedik; sağımıza solumuza bakınmadık, bahane
üretmedik, tereddüt etmedik, ihanetin üzerine üzerine yürüdük. Ses
beklemedik ses olduk, Yol aramadık yol olduk. Topyekûn vatan
savunmasında her üyemiz yüksek bir heyecan ve hareket kararlılığı ile
özgürlüğün, inancın aşılmaz cephe hattını oluşturdu. Ulaşabildiğimiz tüm
medya imkânlarını ve sosyal iletişim ağlarını hızlı, etkin, kararlı
kullanarak Anadolu’nun her karışını direniş hattına dönüştürdük.
Fedakâr, imanlı milletimizle birlikte zulmün ve zalimlerin karşısına
Anadolu’nun aşılmaz sıradağları gibi dikildik. Üyelerimizden şehit
düşenlerimiz, yaralananlarımız oldu. Konfederasyonumuz Memur-Sen üyeleri
Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr.
İlhan Varank, Altındağ Ertuğrulgazi Ortaokulu Müdür Yardımcısı Yusuf
Elitaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Rifat Börekçi Eğitim Merkezinden Ali
Alıtkan, Enerji Bakanlığı MTA Mühendisi Cuma Dağ şehit oldular. Yüze
yakın üyemiz yaralandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz;
mekânları cennet olsun. Onların kalbinde yanan ateş, üzerimize kâbus
gibi çöken ihanetin karanlığını parçalamış, ufkumuzu aydınlatan güneşe
dönüşmüştür. O kutlu insanlar imanın asaleti, asaletin cesaretiyle
ihanetin karşısına dikilmeselerdi, bugün geride kalanlara ilahi bir ödül
olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş armağan edilmezdi.
Baştan sona aşağılık olan bu darbe ve işgal kalkışmasının en iğrenç yanı
kanlı, kıyıcı ihanet planlarının suret-i haktan yani bizden gözükerek
gizlenmiş olmasıdır. Aziz milletimizin ilim ve eğitim aşkını, merhamet
ve iyi niyetini, dini duygularını istismar ederek kendini gizlemeyi
başarıp büyüyen Fetullahçı casusluk şebekesi, devletin tüm organlarına
özellikle yargı, asker ve polis teşkilatlarına sızdırdığı sütü bozuk,
kanı bozuk köle ruhlarıyla kurduğu paralel örgütü o gece harekete
geçirerek devlete el koymak, millete diz çöktürmek istemiştir. Bunlar
hainden daha hain, alçaktan daha alçak, şahsiyeti silik, onursuz,
omurgasız, şerefsiz Mankurt’lardır. İnsan, ekmeğini yediği, suyunu
içtiği memleketi, milleti aleyhine nasıl olur da düşmanın emrine girer?
Milletin gasp edilen imkânları ile yine bu milletin alnına ve şakağına
silah dayamanın ahlaki sefaleti, başka hangi sıfatlarla tahkir edilir?
Bunlar millet düşmanı ihanet şebekelerinin robotlaştırılmış ruhları,
satılmış vicdanlarıdır; bunun başka bir izahı olamaz.
Bunlar hangi kılık, maske ve kisve ile ortaya çıkmış olurlarsa olsunlar,
kişiliksiz hainlerdir. Psikoloji ilmi bu çamur, bu çarpık benliği
açıklamakta yetersiz kalır. Milletin iyilik ve yardım duygularını dini
motifleri bile istismar etmekten çekinmeyerek kullanan bu şeytani yapı,
her türlü ihanet ve kötülüğün altından çıkabilir. Çünkü bu ruh hali
ülkeye ve millete zarar verdiği, düşmanın kılıcını salladığı ölçüde
kendini başarılı ve mutlu saymıştır. Olumsuz etkileri sürmekte olan bu
acı tecrübeden ve milletin kesin tepkisinden sonra bile nedamet
getirmeyip hâlâ hıyanet planlarına devam ve teşebbüs etmeleri, ihanete
ayarlı iğrenç benliklerinin anlaşılması imkânsız seviyesini
göstermektedir. Bunlar düşmandır; düşman işbirlikçileridir. Aziz
milletimiz, derin, şaşmaz feraseti ile tehlikeyi sezmiş, görmüş, anında
ölümüne direnişle cevap vermiştir.
Darbenin başarısız, direnişin başarılı olmasında devlet ve millet
bütünleşmesinin payı büyük olmuştur. Millet liderini, lideri milletini
yalnız bırakmamıştır. Karşılıklı sahiplenme aşılmaz, yenilmez bir güce
dönüşmüştür. Darbecilerin hain, kirli amaçlarına, fitnenin, fesadın,
ihanetin egemenliğine geçit ve izin verilmemiştir. Tehlike ilk dalgası
ile savuşturulmuş, ölümcül darbe yapmak isteyenler, ölümcül darbe
yemiştir. Darbeyi direnişle devrime dönüştüren Türkiye, bugün dünden
daha güçlü, daha canlı, daha uyanıktır. Nitekim Türkiye, ülkesi ve
milleti ile o karanlık gecenin kâbusundan yeni bir yüzyılın şafağına
uyanmış ve küresel bir güç ve ağırlık merkezi olma yolunda hızla
ilerlemektedir.
Kendi iradesine sahip çıkmayı onur ve namus meselesi bilen aziz
milletimizde, özgürlük ve bağımsızlık bilinci kuvvetli bir şekilde
güncellenmiş; bu bilinç dünya görüşünün temel dayanağına dönüşmüştür.
15 Temmuz’un hemen ertesi gecesi bütün Türkiye’de sembolik olarak bir ay
boyunca her gün sabahlara kadar demokrasi ve milli egemenlik nöbeti
tutan aziz milletimiz, bütün dünyaya çok net bir mesaj vermiştir.
Milleti alçakça hedef alıp vuran darbelere ve darbecilere lanet olsun.
Tertemiz yüreklerin nurlu, onurlu direnişine ve direnişçilerimize selâm
olsun.
Süleyman GÜMÜŞER
Eğitim-Bir-Sen Şube Başkanı
